İnsan değer gördüğü yerde çiçek açar

Bugün okulun 70.senesi kutlandı.

Hem çocuklar için çok özeldi, hem de biz anne babalar için.

Çünkü bir çoğumuz çocuklarımızla aynı okuldaydık.

Ben başladığımda henüz 37 yaşındaymış okulumuz.


Herkes çok heyecanlıydı. 

Organizasyon beklendiğinden iyi geçti.

Müslüman aileler için ise bir ilk gerçekleşti.

Yetmiş senenin sonunda ilk kez bir kutlamada helal sosis pişirildi.

Oysa altmış senedir binlerce Müslüman yaşıyor 22 bin nüfuslu küçük şehrimizde.

Bu geç kalınmışlık kimin ayıbı bilmiyoruz.

Çevremde 50 yaş üstü insanlar “Bizim ayıbımız, biz kendimizi anlatamadık” diyor. 

Kutlama hazırlıklarına destek olmak için organizasyon grubuna girdim. 

Toplantıda en son yapılan kutlamada sosis yemeyenler için menüye börek konduğunu öğrendim.

“Ama börek ve sosis aynı şeyler değil ki. Çocuklar sosis yerine börek yemez ki” dedim.

Müdür yardımcısı “Ama biz bütün misafirler yemek yesin istiyoruz, o zaman domuz ve dana alalım” dedi.

“Ama biz dana da yemiyoruz, ´helal dana‘ yiyoruz” dedim.

“Helal” kavramı hakkında kimsenin bilgisi yoktu.

Bana bu devirde bu kavramları açıklamak çok tuhaf gelse de kısaca açıkladım.

Helal meselesinin çok basit bir mesele olmadığını, herkes tarafından farklı yorumladığını, bazı Müslüman ailelerin sadece domuz yemediğini, bazılarının ise helal sertifikası olmayan etler yemediğini söyledim.

“En azından biraz helal sosis sipariş edebiliriz” deyince kabul gördü.

300 helal sosis sipariş edilecekti.

Ama biri hem sosisleri, hem mangalı, hem de mangalın başında duracak kişileri organize etmeliydi.

Görevi tek başına üzerime aldım. 

Neyime güvendim bilmiyorum. 

Müdür yardımcısı “gerekirse ailelere mesaj gönderir, mangalı ayarlarız” dese de göndermedi o mesajı.

Hatta bir ara “Sizden biri mangalı yapmalı” deyince “Biz kimiz?” diyerek cevap verdim.

Benden böyle bir cevap beklemeyen müdür yardımcısı ne diyeceğini bilemedi.

“Siz işte, siz birbirinizi tanıyorsunuz ya hep” dedi.

Aylarca çevremdeki ailelere bu meseleyi duyurdum.

Çok da insan yoktu çevremde.

Çocukluktan, okuldan tanıdığım bir sürü insan olsa da, iletişimim yoktu.

Onlara nasıl ulaşacağımı bilmiyordum.

Aylar geçti, ben mangalı bulamadım.

Zaman daraldıkça pişman olmaya, 

“Hiç girmese miydim bu işe?” demeye başladım.

Bir gün kızımın sınıfından bir annenin camide aktif bir veli olduğunu duyunca hemen ona anlattım mangal meselesini.

Meğer ulaşmam gereken kişi oymuş.

Hemen babası Orhan Abi’yi ayarladı.

20-25 sene önce futbol kulüplerinde mangal yaparmış Orhan Abi.

Klüpte ona “Mangal ustası” (Grillmeister) derlermiş.

Senelerce, saatlerce kalırmış mangalın başında.

Etleri de kendi ayarlar, getirirmiş.

Bunu duyunca çok güvendim Orhan Abiye.

Hayatta en güvendiğim insan, kendi kendine iş yapan insan.

İhtiyacı söyle, gerisini ona bırak.

Futbol sahasında görüştük Orhan Abiyle.

“Hallederiz” dedi.

Arzu babasından sonra bir de camide Aile Birliğine anlatmış ihtiyacı.

Aile Birliği Başkanı da 

“Hallederiz” demiş. 

Okulun velisi olmamasına rağmen.

Sabah evindeki mangalı getirdi Aile Birliği Başkanı.

Hem de arabasına bağladığı bir Römork’un içinde.

Mangalın başına geçecek Orhan Abi de ordaydı.

Yalnız da değildi.

Bir baba daha gelmişti.

Kendi görevim için başka bir standın başına geçince daha sonra neler oldu göremedim.

Eşimden aldım haberleri.

Meğer okulumuzda veli olan caminin hocası bile ordaymış.

Canla başla çalışmış.

4-5 kişi pişirmişler sosisleri.

Espriler havada uçuşmuş.

Hem çalışmışlar, hem eğlenmişler.

300 sosis kısa sürede bitmiş.

Sadece Müslüman aileler değil, herkes almış.

“Çok da memnun kaldılar” demiş Orhan Abi kızı Arzu’ya.

“İyiki helal sosis için ısrar etmiş” demiş.

Orhan Abi Almanya´da yetişmiş,

bir çok ortamda, dernekte yardım etmiş, 

insanlardan her türlü muameleyi görmüş biri. 

Acı ve tatlı.

Şimdi torunları ve geçmişten bugüne getirdiği bir sürü hatırası var.

Bugün de mangalın başına “Zeynep’in dedesi” olarak geçti.

Helal sosis olmasaydı ne olurdu?

Hiçbir şey.

Eskiden olduğu gibi bazı aileler çocuğuna sosis alır, bazıları “Biz yemiyoruz” diyerek ikna ederdi çocuğunu.

Yine bir çok Müslüman aile değersizlik duygusuyla terk ederdi programı.

Dile gelmez, herkes içinde yaşamaya devam ederdi bu değersizliği.

 

Okul bu detayı önemseyerek ailelere “Sizi önemsiyoruz” mesajı verdi.

Bu değeri gören bir grup baba geldi mangalın başına geçti.

İnsan değer gördüğü yerde çiçek açıyor.

Teşekkürler 'Hallederiz' Ekibi

5 thoughts on “İnsan değer gördüğü yerde çiçek açar

  1. bu güzel iltifatlarin icin tessekür ederim bacim bu kadar övgüyü gerckdn hak etmedik siz bu görevi üstlenmisiniz biz ve arkadaslarim ve hocamiz elimizi tasin altina koymak bizimde corbada tuzumuz olsun istedik tabiki siz böyle kutsal ve anlamli bir mesele icin her seyi göze alip mahcup olma riskine girmis birinin yaninda olmayip adamiz diye dolasmak bize yakismaz hepsine butun ekibe cani gönülden tessekür ederim hepsi gerekenden fazla yptilar Allah razi olsun

    1. Allah razı olsun Orhan Abi.
      Sizin gibi gönülden iş yapan insanlar toplumda hak ettiği değeri görmese de, önce kendi çocuklarınıza, torunlarınıza, sonra arkanızdan gelen nesillere örnek oluyorsunuz.
      Bir gün geçmişte yaptınız gönüllü işleri anlatmak istiyorum blogda. Kaybolup gitmemeli bu hikayeler.

  2. “İnsan değer gördüğü yerde çiçek açar” çok kıymetli bir söz. Buradan Hallederiz ekibine ve tüm sessiz kahramanlara teşekkür/dua ediyorum. İyi kalmaya devam ettiğiniz, emek vermeye devam ettiğiniz/vazgeçmediğiniz ve başka insanların iyiliğe olan inancını yaşattığınız için yeniden teşekkür ediyorum

  3. Orhan Amca eşi kızları ve oğlu. çok güzel bir konumdan destek olmuş. ben çekirdek aileyi tanıyorum aile fertleri hepsi aynı güzel davranişlara sahip kişilikte özü sözü harika doğru insanlar. Gelecek nesillere böyle güzel Müslüman gibi yaşamayı ögreten hallederiz büyütmeyin diyen bir baba. insani değerlere önem veren bir aile. iyiki yolumuz kesişti seneler önce Rabbime çok şükür. Ellerine sağlık Orhan Amca ve ekibi. Allah razı olsun.

  4. Geri bildirim: Warum das Schulfest für mich besonders war - meryem&maria

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Okulda oğluyla kurabiye yapan baba

Okulda oğluyla kurabiye yapan baba Geçen hafta kızımın sınıfında çocuklar kurabiye pişirdi.  Öğretmen ailelerden destek istedi.  Kimi kurabiye hamuru gönderdi, kimi şeker, un, kimi de kendi yardıma geldi.  Biz pudra şekeri, merdane ve kurabiye kalıpları götürdük. 8’de kurabiyeyi yapacağımız salona geçtik.  Öğretmen çocuklarla açılışı yaptı.  Yardıma gelen anneler getirdikleri malzemeleri önce kendi çocuklarının önüne koydular. Kalan malzemeler paylaştırıldı.  Anneleri yanında olan çocuklar hemen hamuru açmaya başlarken, annesi olmayan çocuklar önce önlerine un ve hamur konmasını bekledi.  Farkedilene kadar beklemeye devam ettiler. Bazı çocuklar açtığı hamuru masaya yapıştırdı.  Tekrar topladı, tekrar açtı.  Hamur tekrar yapıştı.  Bazı çocuklar çok un dökünce hamur parçalandı.  Çocukların çoğu hamuru tek başına açamıyordu.  Zaten bazı kurabiye hamurları da iyi değildi, cıvıktı.   Bir anneyle ve öğretmenle çocuklara teker teker yardım ettik.  Her çocuğun 3-5 dakika yardıma ihtiyacı olduğu için uzun süre beklemek zorunda kalan çocuklara üzüldüm açıkçası.  Acaba o an içinden “Keşke benim de annem burda olsaydı?” diyen olmuş mudur acaba diye düşündüm. Anneleri yanında olan çocuklar büyük bir keyifle hamuru açarken ve tepsileri doldururken, annesiz gelen çocuklar onlar kadar eğlenmiyordu. Çünkü sürekli hatalarıyla meşgullerdi. Elbette bu da çocuğun gelişimi için iyi bir şey. Problem çözme yeteneklerini geliştirdiler kurabiye hamuruyla.  Yine de üzüldüm çocuklara.  Ne zaman desteklenmeyen bir çocuk görsem 40 yaş üstü çevremin sözleri geliyor aklıma: “Herkesin ailesi gelirdi, benim ailem gelmezdi.”  Çocukluğunda futbol oynayan bir baba şöyle diyor: ”Futbol kulübünü destekleyen anne babaların çocukları oynatılırdı maçlarda.  Bizim anne babamız gelmediği için yedeklerde beklerdik maç bitene kadar.” Oğluyla kurabiye yapan baba Bir baba vardı yardım eden. Hiç yerinde durmuyor, ne yapılması gerekiyorsa yapıyordu.  Hem hamuru açıyor, hem süslüyor, hem de iş bitince masaları siliyor, yerleri süpürüyordu. Oğlu da onun gibiydi.  Bir çok çocuk kurabiye hamurunu açamazken o hızlı hızlı açıyor, formlarla kesiyor, şekerlemelerle süslüyordu.  Öğretmen pudra şekeriyle süslemek isteyenleri diğer masaya çağırınca ilk o gitti o masaya.  Bir saat sonra öğretmen pişen kurabiyeleri almaya bir grup çocuk gönderdiğinde o çocuk da gelmişti. Belli ki babasının yolundan ilerliyordu.   Saat 10 oldu.  Program bitmesi gerekiyordu.  Ama bitmedi.  Son tepsiler fırına girmeliydi. İş yerinden bir kaç saat izin alanlar ise gitmeliydi.  Tüm gün izinli olanlar kaldı. İki anne, bir baba kaldık sona doğru. Kurabiyeleri pişirirken muhabbet ettik.  “Bugün buraya gelmem çocuğum için çok önemliydi. Bu yüzden işyerinden izin aldım” dedi yanımdaki anne.  Baba ise tek gelmemişti. Eşi de gelmişti. Serbest meslekte çalıştıkları için birlikte gelmeleri zor olmamış. Anne 9’da ayrıldı, baba bizimle 11’e kadar kaldı. “Öğretmene destek olmaya geldim. Çünkü yaptığı şeyler çok değerli şeyler, her öğretmen yapmıyor böyle şeyler” dedi. Devam etti anlatmaya:  “Benim bir çocuğum daha var 2.sınıfta ama onlar noele özel birşey yapmadılar. Herşey öğretmene bağlı, bazı öğretmenler için böyle şeyler yük” “Gerçekten böyle şeylerle uğraşmasını sevmeyen  öğretmenler var ama bir de önceki senelerde ailelerden yeterince destek görmediği için böyle işlere girmeyen öğretmenler de var.“ dedim.  Doğruladılar.  Aileler neden yardım etmiyor? Aileleri konuştuk biraz.  “Aileler neden yardım etmiyor?”  diye sorduk birbirimize.  “Çünkü istemiyorlar” dedi bir anne.  „Öncelikleri farklı“ dedi tepsiyi fırından alan baba. Evet, bazı aileler istemiyor. Bazı aileler önemsemiyor.  Ama bir de gelmek isteyen ama imkanı olmayanlar var.   Evde bebeği olanlar, sağlık sıkıntıları olanlar, işyerinden izin alamayanlar, o gün önemli bir randevusu olanlar. Dil engeline takılanlar da var. İş yerimde tanıştığım bir çok aile dil engeline takıldığı için okuldaki faaliyetlerden uzak duruyor. Aslında takılmıyorlar dil engeline. Kısa kısa cümlelerle kendilerini ifade edebiliyorlar.  İletişim kuramayacak olma korkusu engelliyor onları.  Şunları anlatıyorum onlara: Böyle ortamlar basit cümlelerin kullanıldığı, az çok Almanca anlayan herkesin iletişim kurabileceği ortamlar.  Çünkü kimse birbiriyle uzun uzun muhabbet etmiyor.  Ya birlikte bir iş yapılıyor ya da genelde birileri konuşuyor, birileri dinliyor.  Bazen anadili Almanca olan insanlar bile tek kelime etmiyor.  İşini yapıp gidiyor.  Bir kere gidip görmek gerekiyor böyle ortamları.  İnsan ortamlara gire çıka yeniyor korkularını.  Ailelerin önemsediği programları çocuklar da önemsiyor Okuldaki faaliyetlere yardım etmek çocuklar için de çok önemli.  Çocuklar anne babalarını okulda görev alırken gördüğünde mutlu oluyor, cesaretleri artıyor, aileleri tarafından desteklendiklerini fark ediyorlar. Öğretmenlere destek olan ailelerin öğretmenlerle iyi bir ilişkisi oluyor.  Aileler birbirleriyle tanışıyor, dayanışma halinde oluyorlar. (5.sınıftan sonra ailelerle tanışmak çok daha zor) Çocuklar arkadaşlarının ailelerini, aileler çocuklarının sınıf arkadaşlarını yakından tanıyor.  Genelde okulda aktif olan ailelerin pek çok konudan haberi oluyor.  Ailelerin önemsediği programları genelde çocuklar da büyüdüklerinde önemsiyor.  Aileler çocuklarına örnek oluyor.  Programın sonunda ince düşünceli öğretmenimiz yardım eden ailelere ufak bir hediye verdi. Bloga destek olmak istiyorum Post Views: 368

Weiterlesen »

Kindergarten neden çokkültürlü/çokdilli eğitimi destekleyen projeler yapmıyor?

Kindergarten neden çokkültürlü/çokdilli eğitimi destekleyen projeler yapmıyor?   Sabah Kindergarten’e girdim.  Erzieherin(eğitmen) benimle konuşmak istediğini söyledi.  Ramazan hazırlıklarına başlamışlar.  Biraz projeden bahsetti.  Benden bir tane seccade getirmemi rica etti.  Benimle konuşan kişi Frau F. kültürel projelerden sorumlu.  Öyle dışardan proje yapmaya gelen biri değil.   Ekipten biri.  Kindergarten ekipten üç kişiye bu görevi vermiş.  Bütün grupları sırayla gezip onları dünyayla tanıştırıyorlar.  Yaşadığımız yeri çocuklara tanıtan da onlar.  Volkshochschule (Halk Eğitim Merkezi) ile ortak çalışmalar yapıyor, haftada bir gün kütüphaneye götürüyorlar çocukları.  Şimdi de sırada cami varmış.  “Caminin içi nasıl?” “Müslümanlar nasıl ibadet ediyor?” göstermek istiyorlarmış.    Konuşmaya şahit olan kızımın gözleri parladı.  “Soll ich dir zeigen wie man betet?”  (Nasıl namaz kılındığını göstereyim mi sana?)  Frau F.’in oğlu bu hafta annesine göstermiş nasıl namaz kılındığını.  Okulda din dersinde bu sene bütün dinleri anlatıyorlarmış.  Çok hoşuma gitti bütün dinlerin anlatılıyor olması.  Dört sene boyunca böyle olsa ben de çocuklarımı din dersine göndermek isterdim.  Hatta keşke din ve etik dersi çocukları bölmeden anlatılsa Drei Religionen Grundschule de olduğu gibi. Börek de yapacaklarmış Kindergarten’de.  Frau F.’nin Türk kültürüne olan ilgisini anlamak için özel hayatında Türk kültüründe yaşayan arkadaşları var mı diye sordum.  Yokmuş.  35 yaşındaki Frau F.‘nin bu kadar farklı kültürlere ilgisi olmasına rağmen göçmen kökenli arkadaşının olmaması yaşadığımız yerin geçmişini az çok anlatıyor sanırım. Her sene birşeyler yapıyorlar Ramazan’da. Geçen sene hurmalı kek yaptılar.  Bir grup keki yapıp hediye paketlerine koyup diğer gruba hediye etti. Gruplar kendi aralarında bayramlaştı yani.  Ondan önceki sene de Türkiyeyi anlattılar çocuklara.  Ramazan davulu yaptılar birlikte.  Kurban Bayramında kuzucuk yaptılar.  Ve günlerce çocuklarla bu konuları anlattılar.  Çünkü bütün çocukların toplumu tanımalarını istiyorlar.  Hemen hemen her hafta yeni bir konu işliyorlar. Düşünün ne kadar çok konu işlendiğini. Ne zaman bir fotoğraf paylaşsam şu soruyla karşı karşıya kalıyorum: Bizim Kindergarten neden böyle şeyler yapmıyor?  Pekçok nedeni var aslında. Bazı yerlerde personel tembel. Ekstra bir iş yapmak istemiyor. Bazı yerler ise kırk sene önceki sistemle çocuk bakmaya devam ediyor. Hala çocukları cezalandıran kurumlar var mesela. Bazı yerlerde göçmen kökenli çocukların taşıdığı zenginliğe değil, standard çocuk eğitiminde ‘normal’ görülmeyen yönlerine odaklanılıyor.  Zaten çocuk Almanca bilmeden Kindergarten’e başlamışsa aile birçok önyargının kurbanı oluyor. Almanca bilmeyen çocuk bir de hareketli bir çocuksa o çocuğun dili, dini, kültürü değil problemli davranışları konuşuluyor. Diğer yandan böyle yerlerde iki ilgili aile varsa, on ilgisiz aile oluyor. İlgili aileler ilgisiz ailelerin arasında kayboluyor. Hatta ilgili aileler zamanla kurumda küçümseyici davranışlar gördüklerinde geri çekiliyor, mümkün olduğunca iletişim kurmamaya başlıyorlar. Onlar da geri çekilince “çokkültürlülük”, “çokdillilik” projeleri yalan oluyor.   Çeşitlilik projelerini önemseyen ama harekete geçemeyen müdürler ise diğer problemleri sıralıyor: Bütçe yok. Personel yok. Var olan personel hastalanıyor. Aynı anda bir kaç personel hastalandığın açığı kapatmak için gruplar birleştiriliyor. Çocukların birçoğu Almanca bilmiyor. Personel diğer kültürlere ilgi duymuyor. Göçmen kökenli personel bile yeni fikirler getirmiyor. Destek olan aile ya yok ya da çok az. Bunlar da benim gözlemlerim:  1-Çocuklarına Almanca öğretmeyen aileler bu görevi Kindergarten’e bırakıyor. Gruplarda Almanca bilmeyen çocukların sayısı arttığında ekip motivasyonunu kaybediyor ve ekstralarla uğraşmıyor.   2-Alman kültürüne ilgisiz davranan, etkinliklere katılmayan aileler, kendi yaşadıkları kültürün de önemsenmemesine neden oluyor.  3-Ailelerin bir kısmı “Vielfalt”, “Diversity”, “Inklusion”, “interkulturelle Erziehung”, “interreligiöse Erziehung” gibi terimlerin ne manaya geldiğini anlamıyor veya önemsemiyor.   4-Bazı aileler için 2-6 yaş dönemi çok da önemli bir dönem değil. Kindergarten’i oyun parkı gibi görüyor. Duvarda asılı mektuplar dışında hiçbir şeyden haberi olmuyor. Hatta bazı ailelerin o mektuplardan da haberi olmuyor. 5-Göçmen kökenli aileler “çeşitlilik” konusunda Kindergarten’i desteklemiyor. Bazı kurumlarda sadece Ramazan Bayramında şeker, kek, poğça gönderiyor aileler. Bu da yeterli değil. 6-Bundan 15-20 sene önce yaşanmış olaylar bugün yaşanmış gibi anlatılıyor etrafa. Bir başkasının olumsuz tecrübesinden olumsuz etkilenen aile kendine şans tanımıyor. “Zaten yapmamışlar, zaten yapmayacaklar” deyip geri çekiliyor, talep bile etmiyor.  7-Bazı ailelerde yanlış anlaşılma korkusu var. Belki de dışlanma veya kendini ifade edememe korkusu.  8-Bazı aileler Kindergarten‘de farklılıklarının dikkat çekmesini istemiyor. Ama evde çocuklarına “Biz Alman değiliz, Türküz” , “Biz onlar gibi değiliz” gibi cümleler kuruyorlar. Onlar kim, biz kim?  Madem “onlar” gibi değil çocuk, neden Kindergarten’de “onlar” gibi?  Toplumda sürekli “onlar” gibi olan çocuk, sürekli uyum sağlayan çocuk bir gün “Ben kimim?” dediğinde bu soruyu nasıl cevaplayacak?  Tiktok’ta gençler bu konularda dertleşiyorlar birbirleriyle.   Dinlemenizi tavsiye ederim. 9-Bazı kişiler kendi görüşlerini başkalarının görüşlerinden daha değersiz görüyor. Çocuğunun gelişiminde Kindergarten tarafından eksik bırakılan kısımları görse bile dile getiremiyor. Hele bir de konu din ve dil ise. Küçümsenmekten ve dışlanmaktan korkuyor belki de.  (Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Lütfen siz de ekleyin gözlemlerinizi yorumlara.) Her ne kadar aileler kendilerini “Biz Türkler”, “Biz Müslümanlar”, “Biz göçmenler” gibi gruplaştırsa da aslında onları bu etiketler birleştirmiyor.  İlle etiketleyeceksek şöyle etiketleyelim: İlgili aileler, ilgisiz aileler Aktif aileler, aktif olmayan aileler Değişim isteyen aileler, değişim istemeyen aileler Konuşan ama harekete geçmeyen aileler, konuşan ve harekete geçen aileler “Ben neler yapabilirim?” diyen aileler, “Banane ya” diyen aileler Aşağıdaki kısım “Ben neler yapabilirim?” diyen aileler için… Ben neler yapabilirim? “Benim Almancam iyi değil” deyip geri çekilmenize gerek yok. Bazen davranışlarınızla da anlatabilirsiniz önemsediğiniz şeyleri. Kindergarten’in önemsediği ve sizin önemsediğiniz özel günlerde çocuklara birşeyler götürebilirsiniz. Zamanla ekip önemsediğiniz günleri fark ediyor ve daha hassas olmaya başlıyor o günlerde.  Ramazan’da “Ramazan bağışı” yapabilir, Bu konularda kitaplar hediye edebilirsiniz. Bütün etkinliklere katılmalı, yardım etmeli, diğer ailelerle tanışmalısınız. Tanıştığınız herkes fikirlerinizden haberdar olacak. Bazı insanlar “Hiç böyle düşünmemiştim” diyor anlattıklarınızı duyunca. Zaten genelde küçük çocuklu ailelerle konuşulan konu “çocuk eğitimi” oluyor ve bir şekilde konu çokdilliliğe, çokkültürlülüğe geliyor.  İnsanlar merak ediyor evde ne yiyip içtiğinizi 🙂 Mümkünse Elternbeirat’a (Aile Birliği) girin. Ben girmedim çok yoğun olduğum için. Sosyal medya paylaşımlarıyla gündem ediyorum önemsediğim konuları. Önceden Instagram’dan, şimdi Whatsapp’den. Siz de sosyal medyayı kullanabilirsiniz gündem etmek istediğiniz konularda. Motivasyonunuzu kaybetmemek için sosyal medyadan bu konuları gündem eden kişileri takip edebilir, çevrenizle fikir alışverişi yapabilirsiniz. Bizim Kindergarten kapıya bir kutu koymuştu.  Herkese çocukların evde yaşadığı kültür ve konuştuğu diller sorulmuştu.  Biz de yazıp attık kutuya. Belki müdürünüze bu fikri anlatabilirsiniz. Bir de size önemsediğiniz noktalar sonulduğunda muhakkak önemsediğiniz bütün konuları yazın. Örneğin şöyle: Mehrsprachigkeit, interkulturelle/interreligiöse Erziehung, Medienkompetenz, Resilienz, Inklusion. Diğerlerini (Selbstkompetenz, Sozialkompetenz, Sachkompetenz etc.) zaten her Kindergarten önemsiyor.    Mücadele ederken zaman zaman kendinizi yalnız da hissetseniz yalnız olmadığınıza

Weiterlesen »

“Çocuklarıma Allah‘ı anlattım”

Çocuklarıma Allah’ı anlattım Çevremdeki annelerin tecrübelerini önemsiyorum. Konu çocuklardan açıldığında soruyorum sorularımı:  Sen neler yaşadın çocukların küçükken? Nasıl anlattın farklılıkları onlara? Kindergarten’de neler yaşadınız? Okulda neler yaşadınız? Dikkat çekmeyen konularda neler yaptın? Nasıl konuştun öğretmenlerle? Bir kaç gün önce böyle bir muhabbetim oldu tecrübelerine güvendiğim bir ablayla. Elli yaşlarında. Almanya’da yetişmiş. Çok iyi derecede Almanca da konuşuyor, Türkçe de. Kendini Türk hissettiği kadar Alman hissediyor. Çok kitap okuyan, kendini sürekli geliştiren biri. Güçlü bir kadın. Kendinden emin. Çekinmeden ifade edebiliyor kendini. Sadece kendi gibi düşünen insanların içinde yaşayan biri değil. Değişik din ve kültürlerden arkadaşları var. Okul arkadaşlarıyla hala irtibatta. Kızımın gittiği Kindergarten’e gitmiş çocukları.   Müslüman çocuk pek yokmuş o zamanlarda. Bugünkü kadar dikkate alınmıyormuş Müslüman ailelerin talepleri. “Ne yaptın peki?” dedim. “Kindergarten’de hassasiyetlerimi dilegetirdim. Evde ise çocuklarıma Allah‘ı anlattım. Küçücük yaşlarda başladım anlatmaya. Ve her konuda konuştum onlarla. Sürekli konuşun çocuklarınızla, herşeyi anlıyorlar.”  Ne kadar önemli bir noktaya parmak bastı. “Çocuklarınızla sürekli konuşun!” „Ben de küçük yaşlarda başladım Allah’ı anlatmaya“ dedim. “Allahı anlatmak” deyince birçok kişinin aklına günahlar veya yasaklar geliyor. Sanki Allah’ı anlatmaya günahlardan başlamak gerekiyormuş gibi. Sanki kainatta herşey Allah’ı anlatmıyormuş gibi. Zaten yaşantımızla anlatıyoruz çocuklarımıza Allahı.   Kurduğumuz cümlelerle anlatıyoruz. “Allah ne kadar güzel yaratmış seni. Şu parmaklarına bir bak. Ne kadar çok şey yapabiliyorsun parmaklarınla.”  “Bak ne kadar güzel yağmur yağıyor. Ağaçlar susamış, Allah onlara ihtiyaçları olan suyu veriyor.”  “Gökyüzü ne kadar güzel. Dağlar ne kadar güzel. Ağaçlar ne kadar güzel. Kuşların sesleri ne kadar güzel. Dünya ne kadar güzel.” Sadece konuşarak değil, gün içerisinde Kuranı Kerim dinleyerek, yanlarında ibadet ederek, okuyarak, dünyaya, topluma faydalı bir insan haline gelerek, kul hakkına hassasiyet göstererek anlatabiliriz Allah’ı.   Soru sormasa da çocuk Allahla olan bağımıza şahit olacak. İzleyecek bizi dua ederken, namaz kılarken. Cemaatle kılınan Cuma namazını izleyecek. Kabe’yi tavaf eden insanları görecek videoda. Allahtan bahsettiğimiz konuşmalara şahit olacak. Çevremizdeki insanlara yardım ederken, örümceği öldürmeden evden çıkartırken görecek bizi. Henüz konuşmaya başlamasa da bir çok soruya bu şekilde cevap alacak. Sonra sormaya başlayacak. Çok zor değil aslında çocukların sorduğu soruları cevaplamak. Çeşitliliğe önem veren Kindergartenler bile anlatıyor artık bu konuları. Bizim Kindergarten “Helal ne demek?” diye bir konu işlemiş çocuklarla biz Kindergarten’e başlamadan önce. “İlk defa böyle birşey duyuyorum” dediğimde “Çocuklar helal beslenen çocukları görüyordu. Anlamaları için helalin ne demek olduğunu anlatmak istedik.” dedi. Çoğu zaman aileler çocuklarının anlamayacağını düşünerek anlayabilecekleri şeyleri bile anlatmıyor. Oysa çocuklar Kindergarten’de 2-3 yaşlarında tanışıyor dinle.  Kiliseye ait olmayan Kindergartenler bile haftalarca Weihnachten‘e (noele) hazırlanıyor. Ostern (paskalya) geldiğinde yeniden bir coşku sarıyor Kindergarten’i. Çocuklar günlerce arayacakları tavşanı, alacakları hediyeleri konuşuyorlar. Her ne kadar ‘geleneksel’ dense de sembollerle (yıldız, yumurta) anlatılıyor din çocuklara.   Pek çok hikaye dinliyorlar. Şarkılarla öğreniyor önemli isimleri. St. Martin, Nikolaus, Weihnachtsmann, Christkind ile tanışıyorlar. 3-4 yaşında onca isimle tanışan çocuk neden Peygamber Efendimizle ve sahabelerle de tanışmasın ki?   Diğer dinleri de tanısın, kendi dinini de tanısın.  St.Martin’ı de tanısın, Hz.Ali’yi de. Nikolaus’u da tanısın, Hz. Muhammedi de.  Hz.İsa’yı önce Kindergarten’de dinlesin, sonra bizden dinlesin. Duyduğu herşeyi bir kez de bizden dinlesin. Kafası karışmaz mı? Neden karışsın? Sürekli konuşulan, sürekli soruları cevaplanan bir çocuğun kafası neden karışsın? O zaten farkında Hristiyan olmadığının. Diğer yandan, toplumda her zaman karşısına farklı dinlere mensup, farklı yaşantıları olan insanlar çıkacak. Herkes herşeyi farklı yorumlayacak. Müslüman çevresinde bile herkesle aynı fikirde olmayacak. Farklı inançlar, farklı yaşam tarzları, farklı bakışaçılarıyla erkenden tanışan çocuk kendini tanıyarak güçlenecek. Aileler birbirlerini destekleyebilir bu konularda.  Eminim herkesin çevresinde bu konuları önemseyen aileler vardır. Fikir alışverişleri yapılabilir, karşılıklı tecrübeler dinlenebilir. Hatta birlikte sorgulanabilir pek çok konu. Allah’ı anlatanlar neden anlatıyor, anlatmayanlar neden anlatmıyor? Hiç kimse yoksa konuşacak, internet var. Sosyal medyada bu konularda paylaşımlar yapan, hatta özel soruları bile cevaplayan hesaplar, Youtube videoları var. Yorumlarda ortak konulara ilgi duyan insanlarla tanışma imkanı var. Sosyal medya yoksa Google var. ChatGPT var, Alexa var. Bazen çocukların sorduğu bilimsel soruları cevaplayamıyor “Git ChatGPT’ye sor” diyorum. Maşallah çok da güzel cevaplıyor ChatGPT 🙂  Herkesin aradığı herşeyi bulabileceği bir dünyada yaşıyoruz artık. “How can I…” “Çocuklarıma nasıl…” “Wie kann ich..” diye başlayan bütün soruları internet cevaplıyor. Bu konuyu ciddi manada önemseyen aileler internette bir grup kurup bu konularda fikir alışverişi yapabilecek aileleri bir araya getirebilir. Yüzyüze buluşabilecekleri ortamlar oluşturabilirler. “Bu konuları konuşacak insan bulamıyorum” veya “Google’de araştırma yapmaya vakit bulamıyorum” diyenler yorumlara merak ettiklerini yazarsa ben sizin için araştırma yapar, burda yayınladığım gibi yayınlarım linkleri.  *** Çocuklara Allah’ı anlatmak veya anlatmamak herkesin kendi tercihi. Herkes kendi çocukluğundan, kendi Kindergarten döneminden yola çıkabilir bu kararı alırken.  Diğer Müslümanların dini yaşantısı, hataları ölçü değil alacağınız kararda.  Allah’ı tanımak ve tanıtmak isteyenler için ortada iki kaynak var sadece: Kuran-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz Facebook Twitter WhatsApp BLOGA DESTEK OLMAK İSTİYORUM Bunlar da ilginizi çekebilir: Post Views: 1.332

Weiterlesen »
  1. […] Mangalda görev alan gönüllüler hakkında yazdığım yazı burda: İnsan değer gördüğü yerde çiçek açar […]
  2. “İnsan değer gördüğü yerde çiçek açar” çok kıymetli bir söz. Buradan Hallederiz ekibine ve tüm sessiz kahramanlara teşekkür/dua ediyorum. İyi…

  3. meryemundmaria
Post Views: 692
+ posts